RADYASYONDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ

  • Yazının Tarihi: 19 Haziran 2016
  • Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Genel İlkeler

Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP), Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve
benzeri çeşitli bağımsız kuruluşlar, iyonlaştırıcı radyasyondan korunma ile ilgili olarak elli yıldan fazla
bir süreden beri tavsiye niteliğinde yayınlar yapmaktadırlar. Bu tavsiyelerin yaptırım gücü olmamasına
rağmen, ülkeler bu tavsiyeleri kendi koşullarına göre uyarlarve yürürlüğe koyarlar.
ICRP nin 60 numaralı raporunda ve IAEA nın Temel Güvenlik Standarları ismi altında yayımladığı
BSS-115 nolu yayınında radyasyon korunması ile ilgili önerilen üç temel ilke Tablo-14 de verilmiştir.

Uygulamanın Kapsamı

İlke olarak radyasyondan korunma gereksinimleri bütün radyasyon kaynaklarına uyugulanabilir
olmalıdır. Ancak uygulamada doğal radyasyon kaynaklarının neden olduğu normal düzeydeki
radyasyonlar ve önceki nükleer denemelerin neden olduğu radyoaktif serpinti için herhangi bir şey
yapılamaması gibi bazı zorluklar bulunmaktadır. Fakat bundan sonraki nükleer denemelerin atmosferi
kirletmesi kontrol altına alınabilir. Radyasyonun tıp alanında kullanılması, klinik olarak verilmesi
gereken bir karardır. Bu alanda tanı ve tedavi amacıyla alınan kişisel dozları sınırlamak fazla uygun
değildir ve bu nedenle alınan kollektif doz oldukca yüksektir. Tıp görevlilerinin bu konuda yayınlanan
ilgili mevzuat ve ICRP tavsiyelerini dikkatle takip etmeleri gereklidir.
Diğer taraftan, radyasyondan korunma ilkeleri; radyasyonun kulanıldığı tüm tıbbi ve endüstriyel alanlar
ile yapay radyasyon kaynaklarının kullanıldığı diğer bütün alanlarda, radyasyon görevlilerine ve toplum
üyesi kişilere bütünüyle uygulanmalıdır.

Radyasyondan Korunmanın Temel İlkeleri:

Uygulamaların Kabul Gerekçelendirilmesi: Işınlanmanın zararlı sonuçları gözönünde bulundurularak, net bir fayda
sağlamayan hiçbir radyasyon ışınlanmasına izin verilmez.
Radyasyon Korunmasının Optimizasyonu: Tedavi amaçlı tıbbi ışınlanmalar hariç, radyasyon ışınlanması
gerektiren uygulamalarda, kişisel dozların büyüklüğü, ışınlanacak kişilerin sayısı, olası tüm ışınlanmalar için
ekonomik ve sosyal faktörler gözönünde buılundurularak mümkün olan en düşük dozun alınması sağlanır. Bu
kavram ALARA ilkesi olarak bilinmektedir.
Doz Sınırlaması: Bireylerin normal ışınlanmaları, izin verilen tüm ışınlanmaların neden olduğu ilgili organ veya
dokudaki eşdeğer doz ve etkin doz, 6.6 Bölümünde verilen sınırları geçemez.

Uygulamanın Kabul Gerekçelendirilmesi

Birinci ilke, radyasyonun zararlı etkileri gözönünde bulundurularak, radyasyon ışınlanmasını gerektiren
uygulamanın yapımasının gerçekten kabul edilir olup olmadığıdır. Kullanım amacına karşılık Radyasyonun ortaya
çıkabilecek olumsuz etkisi önemli bir bedel olarak görülmelidir ve bu uygulama sonunda elde edilecek fayda ile
kıyaslanmalıdır. Aynı amaca radyasyon içermeyen diğer teknikler kullanılarak ulaşılabiliyorsa bu fayda-bedel
analizi bu teknikler için de yapılmalıdır.

Bu nedenle uygulamaların kabul edilebilirliğnin kararı çok önemli olup radyasyon dankorunmanın ötesinde bu
konudayetkili otoritelerin ilke bazında bir anlayışı geliştirmelerini gerektirmektedir. Örnek olarak hükümetlerin
elektrik üretiminde nükleer gücün kullanılması konusunda verdikleri karar gösterilebilir.

Nükleer güç programları çevreye salıverilecek radyoaktivite çalışanlar tarafından alınacak dozlar, bir radyolojik
kaza meydana gelmesi riski ve çıkacak yüksek aktiviteli atıklar göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.

Bu teknolojide sadece elektrik üretirken değil, santralda kullanılacak yakıtın madenden çıkarılması, öğütülmesi,
işlenmesi, yakıt yapılması, kullanılması ve kullanım sırasında çevreye bir miktar radyoaktivitenin salıverilmesi ve
atıkların yönetimi gibi hususlar gönönüne alınarak nükleer güç üretiminden elde edilecek yarara karar verilmelidir.
Elektrik üretiminde kömür, fuel-oil gibi alternatif yöntemlerle kıyaslama yapılmalı ve bu kıyaslama yapılırken
alternatif yöntemlerin kullanılmasından oluşacak çevre kirliliği, asit yağmurları, çok yüksek miktarlardaki atıklar,maden kazaları, mesleki hastalıklar gibi olumsuz etkilergözönünde bulundurulmalıdır. Radyasyonun etkisi, bu tür çok yönlü analizlerde kararı etkileyen sadece bir parametre olmakla birlikte verilecek karara temel teşkil etmeli ve gereken önem verilmelidir.

X-ışınlarının tıp alanında kullanılmasından doğan kişisel ve kollektif dozların yüksek olmasına karşılık sağladığı
faydalar şüphe götürmezdir. Bununla beraber, herhangi bir tıbbi işlemin kabul edilebilirliği ayrıca
değerlendirilmelidir. Örneğin bir organın kanser tedavisinde uygulanan X-ışınları daha fazla kanser oluşumuna
sebep olabilir ve bu riskin tedavinin getirisinden yüksek olduğu durumlarda bu kabul edilemez. Ayrıca Bölüm 5’te
verilen nedenlerden dolayı hamilelerin tıbbi amaçlı ışınlanmaları kararı çok dikkatli verilmeli ve hassas teknikler
kullanılmalıdır.

Bunların yanı sıra çocuk oyuncakları, giysiler ile kozmetik ürünlerinin radyoaktif madde içermesi gibi durumlar
kesinlikle kabul edilemez. Ülkemizde son olarak yapılan bir uygulama ise radyoaktif madde bulunan yıldırımdan
koruyucularının (paratoner) üretilmesi durdurulmuştur.

Radyasyondan Korunmanın Optimizasyonu

İkinci ilke ise, kabul edilebilir uygulamalarda ülkenin ekonomik ve sosyal faktörleri göz önünde bulundurularak
aşırıya kaçmadan mümkün olabilecek en düşük dozun alınmasının sağlanmasıdır Bu şekilde yetkili otoritenin
belirlediği doz sınırlarının altında kalmak şartıyla alınabilecek en az dozun sağlanabilmesi için mümkün olabilecek
tüm önlemlerin alınması amaçlanmaktadır.

Radyasyondan korunma ile ilgili olarak bu yaklaşım tarzı 30 yılı aşkın bir süredir geliştirilmekte olup, görevi gereği radyasyonla çalışanlar için çalışma şartlarına bağlı olarak alınan dozlar değişmekle birlikte radyasyon görevlileri ve toplum üyesi kişiler için Bölüm 6.6’da verilen yıllık ortalama doz sınırları belirlenmiş olup ortalama olarak alınan dozlar zaten bu değerlerin çok altında kalmaktadır.

Bu düşük dozlar değişik faktörlerin katkısı ile ortaya çıkmış bulunmaktadır. Belirlenen doz sınırlarının
gereğiolarak alınacak ortalama dozlar da doğal olarak düşük olacaktır. Çalışma alanlarında düzenlenen
korunma sistemleri sayesinde görevlilerin maruz kaldıkları dozlar da sınırların oldukça altında olmaktadır.
Toplumun ışınlanmasına neden olan uygulamalar ise en yüksek ışınlanmaya maruz kalması eklenen kişilerin
dozları değerlendirilerek ve konulan sınırların altında bu dozları mümkün olduğunca indirme ilkesi esas alınarak,
kontrol altına alınır.

Zarar-Fayda Analizi

Radyasyon uygulamalarının kullanılıp kullanılmayacağına kararı verilirken uygun yaklaşım bedel-fayda analizi
yöntemidir. Radyasyondan korunma felsefesinde bu yöntem önemli gelişmeler kaydetmekte olup, bu yöntem
sayesinde gelecekte sağlanacak doz seviyeleri üzerindeki etkisin tahmin etmek zordur. Bu yaklaşım, radyasyonun
zararlı etkilerinin parasal açıdan değerlendirilmesini gerektirir. Radyasyonun zararlı etkilerinin parasal karşılığı,etkileri azaltmak için yapılması gereken harcamalar ile doğrudan karşılaştırılır.Radyasyonun zararlı etki oluşturma riski kollektif doz ile belirlenir.
Analizlerde kollektif dozlar kullanılsa da, insan sağlığı üzerindeki ölüme kadar varan zararlı etkilere parasal olarak değer biçmenin getirdiği etik zorluklar göz ardı edilemez.Bu zorluk gelecek nesillerde ortaya çıkabilecek zararları hesaba katma gereği ile daha da artar. Bu sayısal analiz, alternatif önlemlerin getireceği sonuçların
değerlendirilmesiyle açıklığa kavuşturulabilir ancak yine de duyarlı bir irdeleme yapmak gerekir. Radyasyondan
korunmada bu tür etik zorluklar garip değildir. Bu tür bir etik analizin diğer bir avantajı ise, parasal kaynakların daha iyi bir şekilde kullanılıp kullanılamayacağını göstermesidir.

Radyasyon Korunmasında Bedel-Fayda Analizinin Kullanılması

Kollektif doz azalma sağlanırsa, harcamalarda da o kadar fazla artış gerekecektir. Fakat harcamalar dayapılan
artışla kollektif dozda ancak küçük bir azalma sağlanacaktır. Sonuç olarak, yapılacak fazladan harcama ile
kollektif dozda sağlanacak azalmanın parasal olarak dengelendiği bir noktaya ulaşılacaktır. Bu noktada kollektif
doz mümkün olduğunca makul olan en düşük değerdedir (ALARA ilkesi) , ve daha fazla azalma garanti değildir.
Bu durumda Korunma Optimize Edilmiş olacaktır.

Doz Sınırları

Radyasyondan korunmanın üçüncü ilkesi ise, kişilerin ve gelecek nesillerin kabul edilemeyecek bir risk altına
girmesini engelleyecek olan yaptırımdır. Bu bir kişinin alabileceği etkin eşdeğer dozun kesin bir şekilde
sınırlandırılmasını gerektirir. Söz konusu sınırlar Tablo 3 da verilmiştir. Bu sınırlar, yukarıda bahsedilen ikinci ilke yerine getirilmek koşuluyla zorunlu yaptırımlar olup, maliyet gözetmeksizin uygulanacak değerlerdir. Bunlar,
kanser ve kalıtsal hasarlar gibi olasılığa bağlı etkilerin ortaya çıkışını kontrol altına almak için belirlenmiştir.

Doz Sınırları

Radyasyon Görevlileri İçin :

a) Etkin doz, birbirini takibeden beş yılın ortalaması 20 mSv (bütün vücut)
b) Herhangi bir yılda 50 mSv (bütün vücut)
c) Eşdeğer doz, göz merceği için yılda 150 mSv
d) Eşdeğer doz, eller, ayaklar ve cild için yılda 500 mSv

Toplum Üyesi Kişiler İçin :

a) Etkin doz yılda 1 mSv (bütün vücut)
b) Birbirini takibeden 5 yılın ortalaması 1 mSv değerini geçmemek koşulu
ile özel durumlarda yılda 5 mSv (bütün vücut)
c) Eşdeğer doz, göz merceği için yılda 15 mSv
d) Eşdeğer doz, eller, ayaklar ve cild için yılda 50 mSv

18 yaşından küçükler radyasyon görevlisi olarak çalıştırılamazlar.

Eğitim amaçlı olmak koşulu ile 16-18 yaş arasındaki stajyer ve öğrenciler için

a) Etkin doz herhangi bir yılda 6 mSv (bütün vücut)
b) Eşdeğer doz, göz merceği için 50 mSv
c) Eşdeğer doz, eller, ayaklar ve cild için yıllık 150 mSv değerlerinde fazla olamaz.

Doz sınırları ile ilgili iki yanlış anlama vardır.Bunlardan biri, biyolojik riskin ani değişimler gösterdiğidir.

Doz ve etki

riskleri arasındaki ilşki 5. bölümde açıklandığı gibi ani değişimler göstermez. Gerçekten de sosyal yapıya gore
seçilen iki sınır söz konusudur. İkincisi ise, radyasyondan korunma sisteminde doz sınırlarına uyulmasının tek
önemli gereklilik olduğunun sanılmasıdır. Aksine, dozların alınabilecek en alt düzeyde tutulması çok daha
önemlidir. Bir uygulama sonucu bunların ortaya çıkan birleşik etkisi radyasyondan korunma sisteminin etkinliğini
belirler. Buna göre yıl içinde veya dışında bir çalışmanın sorgulanmadan 50 mSv doz almasına izin verilmesi
kabul edilebilir değildir.

Korunmanın Etkinliği

Dördüncü bölümde, radyasyon görevlilerinin aldıkları etkin eşdeğer dozlarının yılda ortalama 4 mSv olduğu ve
beşinci bölümde ise ölümcül kanser riski faktörünün ortalama olarak Sv başına 80 de 1 (1,25 x 10 -2 Sv -1 )
olduğu belirtilmişti. Buradan radyasyon görevlilerinin ölümcül kanser riskinin yukarda anlatılan temel
gerekliliklerin yerine getirilmesi sonucu yılda ortalama olarak 20.000 de 1 (5x –5 Sv -1 ) olduğu kolayca
görülmektedir.
Radyasyon korunması sisteminin etkinliğini değerlendirmenin bir yolu da; ölümcül kansere yakalanmanın
ortalama yıllık riskinin, diğer mesleklerdeki ölümcül kazaların ortalama yıllık riski ile karşılaştırılmasıdır. Bu tür bir yaklaşımda radyasyonun etkilerinin gecikerek ortaya çıkması ve diğer mesleklerin yol açtığı ölümcül hastalıkların gözardı edilmesine rağmen sonuçlar genel anlamda bir fikir verir. Tablo 4- de son yirmi yıldaki ölüm oranları
kullanılarak karşılaştırma yapılmıştır. Radyasyonla çalışanlar, mobilya ve yiyecek işinde çalışanlar gibi nispeten
güvenli iş kollarıyla aynı sınıfta görünmektedir. Ortalama radyasyon riski, alışılmış mesleklerin riskleri üzerine
eklense bile toplam risk hala aşırı olmamaktadır.

Gerçekten nükleer güç endüstrisinde ölümcül kaza oranı yılda ortalama 70.000 de 1 (1,4 x 10 -5 y -1 ) dir.

Bir Yorum Yazın

Yaklaşan Etkinlikler

Şu anda yaklaşan etkinlikler bulunmamaktadır.